Mağaza çok kalabalık, insanlar çıldırmışcasına alışveriş yapıyorlar.
Kasadaki kuyruk, mağazanın sonuna kadar devam ediyor.
İndirim bölümündeki tişört yığınını deşeliyorum.
Sonra.. Süphanallah.. Bir parmak.. Biraz daha deşeliyorum.. Bir el.
Bir süre beraber geziyoruz mağazayı.
Sonra diyorum ki,
Ben bu eli alsam ne olur ki lan. Çok yalnızım şu an. Hem onlarda bir sürü vardır ki. Onlar hep oynarlar, biraz da ben oynayayım. Eve gideyiiim, renkli ojeler süreyim. Hem çantama koyarıım, sonra sıkılınca çıkartırım oynarız arkadaşlarla. Masama koyarım bileğinin üstüne. Komik durur. Oynarız. Alayım ben bunu.
Sonra mı.
Sonrası.
Aldım işte.
Ama hiç kolay olmadı. Kapıya doğru yürüdükçe bedenimde dolaşan o adrenalini hissettim çocuklar. Öyle ki, tam ordan geçerken bip bip öteceğime emindim, her şeyi göze almıştım anlatabildim mi. Şanslı günümdeydim besbelli, ötmedim. Koşarcasına uzaklaştım mağazadan. Zaman zaman arkama bakıp güvenli olup olmadığımı kontrol ettim. Eve gidene kadar her duyduğum polis sireniyle irkilip konteynırların arkasına gizlenerek aynasızların gitmesini bekledim.
Odama girip, kapıyı kitledim. Buna rağmen yine de etrafı kontrol ettim, kim bilir belki odamda biri vardır.. Kimse yoktu. Poşeti açtım, eli çıkarttım ve masama koydum.
Ve şöyle mırıldandım: